ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Google Ara

Custom Search

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.


Abana Tarihi

ABANA TARİHİ

 

      İlk yerleşim yeri Hacıveli'dir (Aeginetes). Hacıveli, bugünkü Abana'yıda içine alıyordu. Ezine Çayı'nın adı da Aeginetes'ti. Abana büyümeyebaşlayınca "Apana" olarak haritalardaki yerini aldı. Bölgemiz Türklere geçince "Apana" adı "Abana"ya dönüşüyor (ama Batı kaynaklarında daha uzun yüzyıllar Apana olarak kalıyor). Apana'nın "p"si, Türkçeye aktarılırken "b"ye dönüştürülerek yumuşatılmış. Osmanlı kaynaklarında "Sinop" kentinin adı da "Sinob" olarak geçer.

      Abonou Teikhos, Abana'nın değil, İnebolu’nun (Ionopolis'ten  önceki) adıdır. Dünyada yerleşim yeri olarak 15'ten çok Abana adına rastladık Bunlardan ikisi Türkiye’de (Türkiye’deki öteki, Sivas-Suşehri İlçesi’nin Akıncılar Bucağı’na bağlı Göllüce Köyü’nün eski adıdır), ikisi Kamerun’da (Afrika), ikisi Angola’da (Afrika), biri Kongo’da (Afrika), biri Gabon’da (Afrika), biri Nijerya’da (Afrika), biri Japonya’da, biri Ürdün’de, biri Suriye'de, biri Kanada’da, Biri Grönland'ta, biri Tunus’tadır (Afika). Havana Eyaleti’nin (Küba) eski adı Abana’dır. Kimi dillerde (örneğin Yunanca) Başkent "Havana"nın adı bugün de "Abana"dır. Elimizde Abana’ya ilişkin İkçağ’dan kalma (Korintos sütunu da içinde) 4-5 mimarlık yapıtı ve Geç Bizans’tan kalma "vaftiz teknesi" var.

Ayrıca Kastamonu Müzesi’nde Hacıveli’den çıkma kanatlı at başı; Yeşilyuva ve Çayırcık’tan testi, tas-tabak var.

      1924 değişimi öncesinde Abana, Bozkurt, Yakaören ve Çatalzeytin'de de azınlık var. 1900 dolayında doğanlar bu azınlıkları tanıyor. Ama 1899 (H 1317) Kastamonu Salnamesi’ne bakarsak o yıl Abana’da (Çatalzeytin ve Bozkurt'u da içine alan 84 muhtarlığın tümü) Rum ve Ermeni yok (sayılanların tümü "İslam"). Anlaşılan buralarda oturan Rum ve Ermeniler sayımlarda İnebolu’da gösteriliyor. Kıyıdan içerdeki azınlıklar daha önce göçmüş olabilir. Örneğin, 1903 Göynükler doğumlu Hasan İnce, Köylerinde yaşayan Ermenilerin torunlarıyla İstanbul'da karşılaşıyor.

      1924 değişiminde İnebolu’dan Yunanistan’a 2.000 Pontuslu Rum göçer. Fatih, Trabzon Rum İmparatorluğu’nu ortadan kaldırdı (1461). Sonrasında Gedik Ahmet Paşa Kırım’ı da alınca (1475) Karadeniz bir Türk gölü durumuna geldi. Kıyılarımızdaki gemi geçişini güvence altına almak ve Osmanlı Donanması’nın halat, sicim, kereste gibi birçok gereksinimini sağlamak amacıyla Abana’ya da Türk denizciler yerleştirildi. Örneğin Kırıkoğulları Abana’ya Kırım’dan geldi. O zaman Abana düzlüğü oluşmadığından Yukarı Abana’ya doğru yerleşilir. Kendileriyle söyleştiğimiz Aşağı Abana’da oturan yaşlıların çoğu, Yukarı Abana’dan taşındıklarını, deniz azınca kıyıya savrulan suların Nuri Ahmet’in (Yeğin, 1887) dükkânının 5-6 metre yakınındaki çeşmeye dek geldiğini söylüyor. 1924 doğumlu Hayri Aydemir, denizden gelen bu suyun köpüğünün ark içinde Paşa Çeşmesi’ne (bugünkü akaryakıt istasyonu karşısı) dek dalgalandığını; 1940 doğumlu Nahit Demirel bile, bu köpüğün Nuri Ahmet'in dükkânının önündeki çeşmeye dek vardığını ve azgın denizin Ahçı Hüseyin’in (Özden, 1920) dükkânının bahçesine (Yenicami’nin 15 metre güneyi) kum yığdığını belirtiyor.

      100 yıl önce Abana önündeki düzlüğün eni (arkasına yaslandığı dağ eteği ile deniz arası) yaklaşık 100 metreyken, Harmason’daki en az 400 yıllık çınarların dağ eteğine uzaklığı 200 metredir. Ezine Çayı’nın Bayramgazi’ye dek koy olduğu dönemde bile Harmason önünde küçük bir düzlük (dağ eteğinden denize doğru boyu 300 metreye ulaşan bir yarımada) var. Bunun nedeni, Harmason’da, çınarların 60 m kadar deniz yönünde, zamanla kumlar altında kaybolan bir kayalığın varlığıdır.

      1930-1960 yılları arasında Abana düzlüğünün büyümesi çok hızlandı. Zaman zaman denizde "topuk" oluşur, topuk önce adaya, sonra da yarımadaya dönüşürdü. Yarımadanın Çayağzı'ndan bugünkü liman yakınlarına dek ulaştığı olur, kıyı gemicilerimizin işi zorlaşırdı. Sonra bu yarımadanın içi dolar ve düzlük denize doğru genişlerdi. Bu oluşum hemen her yıl yaşanırdı.

      Abana düzlüğünün hızlı büyümesinin başlıca nedeni, o dönemde ormanların hızlı kesimi yüzündendir. Orman kesimi başlıca iki nedenle hızlanmıştı: 1- Patates ekimi için ormanlıkların tarlaya dönüştürülmesi. 2- Zonguldak kömür bölgesine maden direği sağlanması.

      Yalnızca patates ve maden direği değildir neden. 2. Dünya Savaşı'nın kıtlık yılları ve sonrasında her tür yiyecek yetiştirilmesi için ekilebilecek yerler alabildiğine genişletildi. 1950'lerde başlayan yoğun göçler nedeniyle köylerdeki tarlalar yeniden ormana dönüşmeye başladı.  Abana içinde bile bu oluşum yaşandı.

      Ormanların kesilmesi sonucunda Ezine Çayı yalnızca kum-çalık-toprak değil; kargalak (çay-deniz odunu) da taşırdı.

      Abana Merkez'de oturanlar yakacağa para vermezdi. Ezine Çayı'nın oluşturduğu sel, çok odun (ve taş- toprak) getirirdi Abana kıyılarına. Abana’nın tek yakacağı "kargalak"tı. Çayın getirdiği selin ardından deniz kıyıları kargalak dolardı. Herkes deniz kıyısına dolar, tonlarca "kargalak tutar"dı. Eşek-katır sırtında odun satan köylüler çok seyrek görünürdü. Abana içinde oturan sıradan aileler 1970’lere dek odun satın almazdı (tuttukları kargalak yeterdi).

      Bugün Abana düzlüğü büyümediği gibi, zaman zaman azgın Karadeniz dalgalarının konutlara ve karayoluna zarar vermesi, düzlüğün  küçüldüğü izlenimini de veriyor. Bunun dedeni de, geçim nedeniyle köylerin  boşalması sonucu tarlaların yeniden ormana dönüşmesiyle yukardan kum-çakıl gelmemesidir. Balıkçı barınağının yanlış yere yapılması, Bozkurt'un, çay içine setler yapıp aşağıya kum-çakıl geçirmemesi de ayrı nedenlerdir.

      Günümüzden 7.500 yıl önce Karadeniz bir göl durumundaydı ve deniz düzeyi bugünkünden 170 m alçaktaydı. Abana önlerinde Karadeniz’e doğru 60 km’yi aşkın bir düzlük vardı. Buzulların hızlı erimesi sonucu çoğalan sular Akdeniz'den Karadeniz'e doldu (İstanbul Boğazı açıldı) ve bu düzlük sular altında kaldı. Bu duruma göre, Hacıveli açıklarında deniz altında bir yerleşim yeri (kent) bulunduğu söylencesi güncelliğini koruyor (Hacıveli’de, denizden çıkarılan büyük bir sütun var. Denizde böyle birçok sütunun görüldüğü

söyleniyor). Hacıveli açıklarında bir kentin bulunması Abana tarihi’ni en az İÖ 6.000 yılından başlatacak.

      1951'e dek Harmason Konakören'e (Toza) bağlıydı.Konakörenlilerin çoğu Abana ile değil, Yakaören (İlişi) ile işbirliği içinde olmuştur. Büyük kereste tüccarı olan Konakörenli Musareisler'in (Acenta Mehmet Ali Geriş'in atasoyu) Yakaören'in kalkınmasında büyük payı

var. 20. yy'ın başlarında Yakaören'deki bir okula da adları verilmiş (Musareis İptidai Mektebi). Harmasonlu Nuri Ahmet (Yeğin, 1887) bile ilk dükkânını Yakaören'de açmış. Bugün Bozkurt'ta bile işyeri bulunan Konakörenliler var (örneğin Kotman soyadlılar).

      Kanakörenlilerin Abana'ya soğuk bakmalarının başlıca nedeni, Abanalıların geçmişteki davranışlarından kaynaklanabilir. Yukarı Abanalıyı bile çarşıya sokmak istemeyen Abanalının Konakörenliye hoşgörüyle bakması düşünülemez. Ayrıca Konakören, Yakaören'e daha yakındır. "Sel" nedeniyle Ezine Çayı'nın geçit vermemesi de ayrı bir nedendir (bugünkü köprü 1971'de tamamlandı. Ondan önceki tahta köprüleri sık sık sel alırdı).

      Abana’ya 1500’lü yıllarda geldiklerini varsaydığımız ilk Türk ailesi Keşeplioğulları’nın Harmason’a değil de Abana ve Bozkurt’a yerleşmelerini Harmason’daki azınlıkların varlığına bağlıyoruz. Ayrıca Harmason’la Abana’nın arası uzaktır. Keşeplioğulları’nın Abana’daki evi Paşa Çeşmesi’nin 150 metre güneybatısında, deniz kıyısındadır (o zaman bugünkü akaryakıt istasyonunun yeri, Zeytinlik, sanayi çarşısı ve bugünkü futbol alanı tümüyle denizdir). Keşeplioğulları’nın deniz kıyısındaki eviyle Harmason arasındaki 1 km’ye yakın alan tümüyle denizdir. Harmason’a karadan gitmek için Bozkurt yukarılarından dolaşmak gerekir. Fırtınalı

havalarda gemiler Kirse Kayası’na bağlanır.

      Eskiden Abana ve Bozkurt’ta en çok yer (toprak) Keşeplioğulları’nındı (Keşeplioğulları’nın Harmason ve Konakören’de yeri yok).

      1876 sonrasında Abana’daki en güçlü aile Hacıyüzbaşıoğulları’dır. Padişah 2. Abdülhamit, Nazım Önüralp’in (1922) dedesi, Ahmet Efendi’yi (Hacıyüzbaşı, 1839) büyük bir yetkiyle Abana’nın vergilerini toplamakla görevlendirir. Hacıyüzbaşı Ahmet bucak müdürlüğü de yapar(*). Hac'ca da giden Hacıyüzbaşı Ahmet 1888'de ölür ve soyu Hacıyüzbaşıoğulları olarak sürer. Yukarı Abana’da oturan Hacıyüzbaşı Ahmet, Abana'ya Kuğu'dan (Çatalzeytin) gelmiş. Babası da yüzbaşıdır (Yüzbaşı Hasan. Tapu belgelerinde

Hacıyüzbaşı'nın adı "Yüzbaşızade Hacı Ahmet Ağa" olarak da geçer). Babasının ve kardeşlerinin çoğunun Kuğu'da öldüğü biliniyor.*) Osmanlı Arşivi'nde, 7 Eylül 1888'e denk gelen tarihte şu bilgiye rastladık: Abana ahalisinden Hacı Mehmed, Nahiye Müdürü Vekaleti'nde bulunan Yüzbaşıoğlu Hacı Ahmed'in kendisine zulmettiğine dair şikayette bulunduğundan Kastamonu Vilayeti'nce tahkikat yapılması (Tarih: 15 M 1306 (Hicrî), Dosya No: 1545, Gömlek No: 72, Fon Kodu: DH.MKT.).

      Hacıyüzbaşı’nın kereste mağazaları ve gemileri varmış. Keresteyi Abana’ya köylüler indirirmiş. Kereste taşıyan köylüler yiyecek ve giyeceklerini Hacıyüzbaşı’dan alır, yılda bir kez hesap görülürmüş. Hacıyüzbaşı’nın, kışları Sinop’ta kışlayan büyük gemileri de varmış. Kereste İstanbul’a, İzmir’e, İskenderun’a ve Rusya’ya gidermiş.

      Abana’da 1900’lü yılların başlarında dağın eteğinde kurulan (1928’de yapılan Nuri Ahmet’in yapısı sırası) ilk dükkânlar camsız-çerçevesiz barakalardan oluşuyordu.

      Sulanabilen Abana düzlüğünde yetişen patlıcan, biber ve domates, gereksinimi karşıladığı gibi, İnebolu başta olmak üzere komşu yerleşme yerlerinde pazarlanır. Bunlara ek olarak İncir, erik ve üzüm Kastamonu’ya dek katır sırtında gider. Patates, kestane, yumurta, varil tahtası, kereste kütük kayıkları ve yelkenlilerle gideceği yerlere yollanır.

      Rusya ve Tuna ağzına kereste götüren yelkenli gemiler, daha çok mısır ve tuzla döner. 1950’lerde bile, 19. yy’dan kalma bir yapı "tuz mağazası" olarak kullanılıyordu. Rusya’dan şeker de gelir (şeker, "kaya parçası" gibidir. Tuza benzer ve "keser"le parçalanır).

       Abana'ya Rusya'dan gelen tuz ve Batum'dan (Gürcistan) gelen gaz tenekeleri katır sırtında Kastamonu'ya ulaştırılırdı.

      Çatalzeytin'den İnebolu'ya dek kıyı kesiminde taş-beton en eski camiler Abana'dadır (Hacıveli Camisi 1805'te, Harmason Camisi 1846'da ve Merkez Hacıahmet Camisi de 1947'de yapıldı). İnebolu'nun en eski camisi Hamidiye 1884'te yapılmış. Bozkurt Merkez Camisi 1908'de, Yakaören Merkez Camisi 1909'da, Gemiciler Camisi 1948'de, Çatalzeytin Camisi de 1963'te yapıldı.

      Abana merkezinde bulunan Atmeydanbaşı ve Harmason gömütlüklerinde kalan toplam 10 kadar "eski yazı"lı, çoğu sarıklı gömüt taşlarında yapılan incelemede en eski gömüt taşı olarak Atmeydanbaşı’nda 1712 (H 1124) ve Harmason’da 1758 (H 1171) ölüm yılını saptanabildi. Daha eski olan bugünkü akaryakıt istasyonunun yerindeki gömütlüğün gömüt taşları

ortada yok.

      Gemiciler'de, çevre gömütlüklerinden çıkarılan eski gömüt taşları cami avlusunda sergileniyor. Bunlardan en eskisinin tarihi 1758'dir (H 1171).

      Abana-Hacıveli arasında, Yeşilyuva ve Konakören'deki zeytinler de Romalılardan kalmış. Hacıveli Kalesi ve Yakaören’e giderken tepedeki gözetleme yerinden (kale) ve mağaralardan (Karabalçık ve Kirsecik) başka, yalnızca Harmason’da iki "su ayazması" (pınar) var Romalılardan kalan. Bunlardan 12 metre uzunluğundakinin girişi 1999’da göçmüştü. Kirse

Kayası’nın kilise olduğunu gösteren bir belirti yok.

     Abana ve çevresinde önemli tapınak ve kale kalıntısı yok. Bunun nedeni, İstanbul kuşatması için bölgemizdeki tapınak ve kale taşlarının Rumelihisarı’nın yapımında kullanılmış olmasıdır. Rumelihisarı bu nedenle 4 ay gibi çok kısa bir sürede tamamlanmış.

      Abana, 19. yy’da bucak olmadan önce kimi kez Küre’ye, kimi kez

Ginolu’ya, kimi kez Istefan’a, Kimi kez Ayandon’a, son kez de İnebolu’ya bağlı görünüyor. Anılan bu yerler "ilçe" konumundadır.

      Bucaklık öncesi dönemde Abana’da "kadılık" kurulmuştur.

      Abana 1882’de (H 1299) İnebolu’ya bağlı bir "bucak" durumuna getirildi.

      Abana’nın kesin bucak olma tarihi 2000'de Kastamonu salnameleri taranarak öğrenilebildi. İstanbul Beyazit ve Kastamonu devlet kitaplıklarında salnamelerin tümü yok. Kastamonu’da kimileri çeviri için verilmiş, geri gelmemiş. H 1298 (1881) tarihli salnemede Abana, İnebolu İlçesi, Evreniyye Bucağı’na (Evrenye = Gemiciler) bağlıyken; bir yıl sonraki

H 1299 (1882) salnamesinde Abana, İnebolu İlçesi’ne bağlı bir bucak olarak görünüyor. Evrenye (Gemiciler), Abana’ya bağlı bir köy durumunda. Bu tarihte Küre de İnebolu’nun bucağı. Doğumuzdaki ilçe de İstefan’dır (daha sonra Ayancık). 2000 yılından önce durum karışıktı. Örneğin Arkeolog Ahmet Gökoğlu, Abana’nın "H 1284 (1968) yılında İnebolu’nun bir nahiyesi" olduğunu yazıyor (Phaflagonya, 1952).  Nurettin Peker de "1864 tarihli

Vilâyet Nizamnamesi gereğince, Abana’da da belirli bir kadro ile nahiye müdürlüğü kurulmuştur" diyor (Abana Gazetesi, 15 Nisan 1978). Nurettin Peker, Zonguldak’ın da Abana ile beraber bucak olduğunu belirtiyor. Kaynaklarda Zonguldak’ın bucak oluşuna ilişkin bilgi de bulamadık. Meydan Larousse (1998), "Fatih döneminde Amasra’nın Cenevizliler’den alınması üzerine (1459) Zonguldak bölgesi tamamen Osmanlı yönetimi altına girdi" dedikten sonra Zonguldak’ın, Ereğli İlçesi’ne bağlı bir köy durumundayken 1899’da ilçe olduğunu belirtiyor. Ana Britannica’nın (1992) görüşü de böyle.

      İnebolu'nun ilçe olma tarihini kesin olarak bilen yok!

     "1988 İnebolu Yıllığı"nda "İnebolu" için çelişkili olarak, "1413'te Küre'ye bağlı bir nahiye iken, 1867’de (1873’ten sonra) kaza olmuştur" deniliyor.

      Osmanlı Arşivleri'ni İçişleri Bakanlığı denetliyor. Bakanlığın genel müdüründen aldığımız yazıda İnebolu’nun 1869’da ilçe olduğu belirtiliyor(*). Açıklamada 1869’un "hicri" karşılığı yok. 1286 olması gerekiyor (Kastamonu’da basımevi kurulup ilk salnamenin basım yılı da 1286’dır). Gemiciler (Evrenye) de 1869’da (1882’ye dek) "bucak" görünüyor (öncesini bilmiyoruz).  Ahmet Gökoğlu İnebolu'nun H 1284'te (karşılığı bize göre 1868) ilçe olduğunu belirtiyor (Phaflagonya, 1952, sayfa 21). (*) Kastamonu Milletvekili M. Hadi Dilekçi aracılığıyla İçişleri Bakanı adına Genel müdür Osman Güneş'ten aldığımız yanıt: "20 Aralık 2000 tarihli dilekçeniz üzerine kayıtlarımızda yapılan inceleme sonucunda Kastamonu İli, İnebolu İlçesi'ne bağlı Abana Nahiyesi'nin 1916 yılından önce kurulduğu, 1916 yılında bucak merkezinin Gemiciler (Evrenye) Köyü'ne taşınması ile Evrenpaşa adını aldığı, 1918 yılında nahiye merkezinin Abana Köyü'ne taşınarak, nahiyenin tekrar Abana adını aldığı ve İnebolu'nun 1869 yılında; Abana'nın ise 1945 tarihinde ilçe haline getirildiği anlaşılmıştır."

            Osmanlı Arşivleri'nde yaptığımız incelemede İnebolu'nun 1869'dan önce de ilçe olduğu bilgilerine rastladık. Hem de 7 ayrı yılda (ve 25 yerde): 1848, 1850, 1853, 1855, 1857, 1858 ve 1859(*). Bunlar tümüyle yanlış olmamalı.

*) 07 Mart 1853 tarihine denk düşen arşiv özeti: "Maaşsız olarak İnebolu Kazası Müdürü olan Hacı

Kaptan'ın azliyle yerine vekaleten müdür olan Hacı Mustafa Ağa'nın asaleten tayini

(Tarih: 26 Ca 1269 H, Dosya No: 61, Gömlek No: 57, Fon Kodu: A.}MKT.MVL.).

      1860'ta İnebolu'nun "bucak" olduğunu gösteren bir bilgiye  de rastdık(*).

*) 09 Mayıs 1860: "Dimitri Yorgi'nin İnebolu Nahiyesi'nde harap olan dükkânının inşasına müdahalenin men'i (Tarih: 17 L 1276 H, Dosya No:157, Gömlek No: 42, Fon Kodu: A.}MKT.DV.).

     Bu durumda İnebolu, 1869'da ikinci kez ilçe oluyor.

      1945’te ilçe olan Abana, bugünkü Bozkurt ve Çatalzeytin ilçelerini de içine alıyordu ve 83 köyü vardı (merkezle beraber 84 muhtarlık).

      1948’de Devrekâni’nin Şeyhoğlu Köyü de Abana’ya geçti.

      1949’da Abana’nın 8 köyü İnebolu’ya bağlandı. Bu köyler Ayvat, Çerçille (Gökbel), Evrenye (Gemiciler), Namazgâh, Keti, Güde, Kazla ve Zerveli’dir.

      1952’de Abana’nın (Çatalzeytin’le beraber) 74 köyü vardı.

      1954’te siyasal nedenlerle köy yapılan Abana, Anayasa Mahkemesi kararı sonucu 1967’de bucak; 1968’de de yeniden ilçe oldu. Bugün 10 köyü bulunan Abana İlçesi’nin 33 km2 alanı ve 7’si doğal kumsal olmak üzere 11 km uzunluğunda deniz kıyısı var. Abana İlçesi'nin en yüksek yeri 300 m'dir.

 "Abana Tarihi"ne ilişkin bu bilgiler, Hayati Tahsin YILMAZ'ın bu yılın

(2004) sonlarında basılması beklenen "Abana Belgeseli"nden özetlendi.

  

Richard Kiepert'in 1902-1906 yapımı Küçük Asya (Klein Asien) haritası.Apana'nın (Abana) İnebolu (İneboli-Abonutichos-Ionopolis) yönünde Harmasyn (Harmason), Ilitshi (İlişi), Evrenije Manastır Suyu (içerde, kilise de bulunduğu gösterilen Manastır); Çatalzeytin'e dek de AeginetesAidos (Gedos=Yeşilyuva), Kurt Guk (Kuğu), Ginolu (Cinolis, Anticinolis, Colussa?) var. Abana Çayı hem Ejine (Ezine), hem de Aeginetes (Hacıveli) olarak adlandırılmış. Haritada Bazaryeri (Pazaryeri-Bozkurt) Sindjaros (Sinciros), Muna (Monna=Bayramgazi), Keshlik (Keşlik), Zarma (Zırma=Kocaçam), Madja (Maca=Akçam), Djanlar (Canlar) ve kimilerinin adını çıkaramadığımız birçok köy de var. İnebolu, atlasın başka sayfasında kalıyor (ek olarak koyduk). Kiepert,  İsveç, Göteborg Üniversitesi Merkez Kitaplığı'ndan (Centralbiblioteket) bir kesitini kopyaladığımız bu büyük çalışmasında Osmanlı kaynaklarından da yararlanmış. Örneğin Batı kaynaklı haritalarda göremediğimiz Çatalzeytin'in "ç"sini Osmanlıcadan Almancaya "tsh" olarak aktarmış (Tshatal Zeitün). Çatalzeytin'in doğusundaki "Tshai Aghzy" da "Çayağzı"dır. (Evrenye), (Hadjiveli Oglu Iskelesi = Hacıvelioğlu İskelesi), (Kürt+Denizbükü), 

Barrington'un "Yunan ve Roma Dünlası Atlası'ndan aldığımız kesitte İnebolu (Abonoutikhos-Ionopolis), Hacıveli (Aiginetes) ve Ginolu görülüyor. Bu haritada Hacıveli (Aiginetes) yerli yerinde. Ezine Çayı'nın adı da Aiginetes'tir.

 

 

Bu sayfa 17519 defa görüntülenmiştir.

Beş Yıl Birbirimizle Barışık Olalım !17 Şubat 2014

İSTATİSTİKLER

    52 kategori altında, toplam 3236 haber bulunmaktadır.

    Bu haberler toplam 8263373 defa okunmuş ve 3710 yorum yazılmıştır.

    Toplam 8 Editör var.

TOPLİST

    Hosting Hizmetleri


    Web Stats

Abanahaber
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi